Biz Mersin’de çiftçilik yapan küçük bir üretici aileyiz. Ailemiz uzun yıllar boyunca narenciye üretti. Çiftçiliğin bereketli zamanlarını da zor yıllarını da aynı bahçede yaşadık.
Bahçenin bizim için bir başka anlamı daha var. Bazı meyveler yıllar içinde market raflarında daha az görünür hale geliyor.
Yeşil Limon’u kurarken en önemli isteklerimizden biri yetiştirdiğimiz ürünlerle onları tüketen insanlar arasındaki mesafeyi kısaltmaktı. 2014 yılında Yeşil Limon’u hayata geçirirken çıkış noktamız oldukça basitti: Bahçemizde yetişen ve Akdeniz Bölgesi dışında her zaman kolay bulunmayan ürünleri doğrudan paylaşabilmek.
Doğa birbirinin aynısı ürünler yetiştirmiyor. Aynı ağacın aynı dalından çıkan iki meyve bile farklı büyüyebiliyor.
Bahçede takvim biraz farklı işler. Bir ürünün zamanı geldiğinde bunu önce ağaç anlatır. Meyvenin rengi değişir, kokusu belirginleşir, dokusu olgunlaşır. Bazı ürünleri yaz boyunca görürüz, bazılarını sonbaharla birlikte karşılarız.
Bir meyvenin uzun süre rafta aynı görünmesi her zaman bizim önceliğimiz olmadı. Biz daha çok o meyvenin dalındaki karakterini ne kadar koruyabildiğine bakıyoruz. Bu nedenle meyvelerimizi parlak görünmeleri için mumlamıyor, yapay biçimde olgunlaştırmaya çalışmıyor ve raf ömrünü uzatmaya yönelik gereksiz işlemlerden mümkün olduğunca uzak duruyoruz.
“Masum lezzetler” sözü Yeşil Limon’un ürünlere ve üretime bakışını en iyi anlatan ifadelerden biri. Bizim için masumiyet, meyvenin sadece güzel görünmesiyle ilgili değil. Onun yetiştiği toprağı, üretim sürecini, mevsimini ve sofraya gelene kadar gördüğü işlemleri de kapsıyor.
Bir limonu elinize aldığınızda önce rengine bakarsınız. Sonra kabuğuna, kokusuna, belki ne kadar sulu olduğuna… Bizim baktığımız yer biraz daha geride başlıyor. O limonun hangi ağaçta büyüdüğünü, güneşi ne zaman gördüğünü, hangi mevsimde toplandığını, aromasını ve sofraya gelene kadar nasıl bir yolculuk yaptığını biliyoruz.